Ana Sayfa E-Posta Form Site Haritası
Arama


Ofis Partner Dergisinde yayınlanan röportaj

1- Kısaca kendinizden ve firmanızdan bahseder misiniz? (Piyasadaki pozisyonunuz, pazar hacminiz)

 

Öncelikle ilginiz için teşekkür ederim.  İsmim Mehmet Burhan GENÇ, elektronik mühendisiyim. 1986’da bir ekip olarak başlattığımız sesli-görüntülü eser yapımcılığı, 1987 den itibaren de çoğaltım ve dağıtımı ile 20 yılı aşkın bir süredir bu sektörde gerek teknik, gerek yapımcı ve gerekse yönetici-işletmeci sıfatıyla faaliyet göstermekteyim. SERA A.Ş. ise 1984’de Türkiye’de ilk video kasetini üreten, sonra ses kaseti imalatı ile sanayiciliğini devam ettiren bir şirkettir. Biz de 1996 yılında bu şirketin hisselerini devralmak suretiyle o güne kadar yapmakta olduğumuz çoğaltım ayağını sanayiciliğe taşımış bulunduk. Kendine ait NORA markası ile üretim yapan SERA A.Ş. ürün gamına 2000 yılından beri de CD ve sonra da DVD imalatını eklemiş bulunmaktadır.

 

SERA, bir yandan gelişen teknolojiyi takip ederken bir yandan da Türkiye insanının taleplerini gözeten esnek bir yatırım stratejisi yürütmektedir.  Bugün için SERA’nın sahip olduğu optik disk üretim kapasitesi günlük 90.000 CD veya 67.000 CD + 33.000 DVD, ya da 44.000 CD + 44.000 DVD olarak ayarlanabilmektedir. Bu esneklik, uzunca sayılabilecek olan bir süre boyunca SERA’ya farklı talepleri dengeleyebilme imkanı kazandırmaktadır. SERA’nın günlük ses kaseti üretim kapasitesi 50.000 adet, video kaseti üretim ve kayıt kapasitesi ise yaklaşık 6.000 adettir.

 

SERA bu kapasitesi ile kurulduğundan bu yana her zaman önde gelen iki firmadan biri olmaya devam etmiş ve hali hazırda pazardaki payını hep %30 - %35’ler civarında tutmayı başarmıştır. 

 

2-CD-DVD, İnteraktif-CD ne demektir? Son günlerde adları sıkça anılan Blue-ray ve HD-DVD konusunda konuşabilir miyiz? Bunların ortak nokta ve farklılıkları nedir?

 

Teknik olarak kategorize edecek olursak bu sayılanların hepsi, öncelikle “optik yöntemle okunabilen bilgi taşıyıcılarıdır”. Evet bu cümle hepsinin ortak noktalarını toplayan bir ifade oldu. Yani bunların hepsi;

a- Bilgi kaydedilen ve bu bilginin yeniden okunabildiği araçlardır.

b- Bunların hepsinin üzerindeki bilgi optik yöntemler ile okunabilir.

 

Şimdi bunları söyleyince kaydedilen bilginin türü açısından bakınca nasıl tasnif ettiğimizi de izah edelim. Aslında optik disklere kayıt tamamen digital olarak (yani “0”lar ve “ 1” lerden oluşan bilgi katarları halinde) yapılmaktadır. Yani optik diskin üzerinde sadece “0”lar ve “1”ler vardır. Aslında bunlar da fiziksel olarak düzlükler ve “çukur(ing.: pit)”lerden ibarettir. Okuma esnasında gönderdiğiniz ışığın yansıması gereken yerde bulunan sensorlar ışığı algılıyorsa (düzlükten yansıyorsa) “ 1”, algılamıyorsa (çukur ışığı başka tarafa yansıtacaktır) “ 0” olarak okunur. Ve optik diskteki bütün bilgi ister ses, ister resim ve isterse herhangi bir “data” olsun,  böylece kaydedilir ve okunur. Her hangi bir verinin 0 ve 1 lerden oluşan bilgi katarlarına nasıl dönüştüğü biraz daha teknik bir konu olduğundan konuyu daha detaya boğmayalım, geçelim. (Merak edenlere sadece lise çağlarında okudukları ikili tabanda aritmetik problemlerinden yola çıkmaları gerektiğini hatırlatabiliriz.)

 

a-      “Bilgi” eğer müzik CD’lerini okumaya elverişli Audio-CD Player’larda okunacak şekilde kaydedilmiş ise optik diskimiz bir ses taşıyıcısıdır. (Audio-CD, Audio-DVD)

b-      “Bilgi” eğer sesi ve görüntüyü herhangi bir video formatında harmanlayarak içinde barındırıyorsa ve V-CD-Player, DVD-Player gibi okuyucuların okuyabileceği standartta bilgi dizimi var ise (Video-CD ya da Video-DVD) olarak adlandırılan görüntü taşıyıcısıdır.

c-      “Bilgi” sadece bilgisayarların açıp işleyebileceği bir formatta kaydedilmiş ise diskimiz bir “data” diskidir ki, İnteraktif-CD ya da interaktif-DVD olarak adlandırılır.

 

Üretim tekniği açısından bu ayrımların hiçbir şey ifade etmediğini de belirtelim bu arada. Ancak buna rağmen, uygulamada özellikle Maliye Bakanlığı’nın,  Gümrük Bakanlığı’nın ve de Kültür Bakanlığı’nın gözünde farklılıklar taşımaktadır. Dolayısı ile bazı optik diskler ÖTV’ye tabidir, gümrük vergi oranları farklılık gösterir, bandrol ücretleri ve kayıt-tescil prosedürleri ayrı ayrıdır.

 

Hep ortak noktalarının üzerinde durduk da peki bunlar arasında fark yok mu diye siz sormadan ben hemen söyleyeyim. Öncelikle bu formatlar arasında teknolojik açıdan gelişmişlik farkı vardır. CD formatı bugünlerde 25 yaşını bitirmiş iken DVD henüz 10 yaş civarında, HD-DVD ve Blue-Ray DVD (kısaca artık BD deniliyor) ise henüz bebeklik çağındalar pazarda yeni boy göstermeye başladılar.

·        CD (Compact Disc: Kullanışlı-Derli toplu Disk)  650 MB kapasiteye sahip, 1,2 mm kayıt derinliğinde, tek katmanlı bir optik disk idi. 

·        Sonra yukarıda bahsettiğim “pit” lerin enini boyunu daha küçültme imkanı yakalanınca bunun uygulaması olarak 8 kata daha fazla kapasiteye sahip olan yeni bir disk çıktı; buna DVD adını verdiler (Digital Versatile Disc: Dijital Çok Kullanıma Elverişli Disk). DVD-5 olarak adlandırılan ilk model 4,7 GB kapasiteli, 0,6 mm kayıt derinliğine sahip ve tek katmanlı idi.

·        Yansıtıcı yüzeyde farklılığa gitmek, yani bir tam yansıtan yüzeyin önünde ikinci bir yarı-yansıtıcı yüzey oluşturmak ve böylelikle aynı diske iki tabaka halinde kayıt imkanı elde etmek, çok iyi bir fikirdi. Uyguladılar ve DVD-9 ortaya çıktı, “Double Layer: Çift Katmanlı” denilen bu diskte kapasite 8,3 GB oldu, kayıt derinliğimiz 0,6 mm ve çift katmanlı.

·        Sonra işler biraz çatallandı; başını SONY’nin çektiği bir grup üretici, okuyucu ışığın dalga boyunu daha da küçük tutmak (kırmızı ışık yerine mavi ışık kullanmak) suretiyle “pit”leri alabildiğince küçültülebilen bir format geliştirdiler. Bu formatın adı BD (Blue-ray DVD) oldu, artık kapasite 27 GB, kayıt derinliği 0,1 mm ve şimdilik tek katmanlı.

·         Öte yandan diğer bazı firmalar (Philips gibi) başka birkaç yöntemi bir araya getiren HD-DVD’yi (High Density: Yüksek Yoğunluk) geliştirdiler. Bu diskte kapasite 20GB’lar mertebesinde olmakla beraber, kayıt derinliği 0,6 mm (ki bu üretim kolaylığı açısından çok avantajlı bir durumdur), ayrıca çok sayıda katmana elverişli yapısı ile kapasitenin 50-100 GB’lar mertebesine çıkartılabilmesi kolay olacaktır.

Bugünden bakınca pazarın hem BD’yi ve hem de HD-DVD’yi bir arada götüremeyeceğini söylemek işin en kolayı. Ancak hangisinin yerleşeceğini ve hangisinin yayılma şansı bulamadan müzeye kalkacağını kestirmek çok güç. Tarafların birbirlerine göre avantajlarını ve dezavantajlarını değişik alanlarda tartışmak mümkün. Ama özellikle bu alanda yatırıma gitmek isteyenlerin işi zor, yanlış formata oynamak zaten internet yüzünden daralmakta olan sektörde ölümcül bir hata olabilir. Bu bağlamda serdedilmesi gereken bir başka mütalaa da şu olabilir ki; bu son iki ürün optik disk teknolojisinin gelebileceği son nokta olurlar ve yerlerini farklı “Veri Taşıyıcıları”na terk ederler. Mesela birkaç yıl sonra derginizin bir sayısında “chip”li kayıt taşıyıcılardan, memory-stick’lerden konuşuyor olabiliriz. O takdirde bu mütalaayı şöyle de noktalayabiliriz; muhtemelen BD ya da HD-DVD’nin her ikisi de henüz Türkiye’ye ulaşamadan, bizler yeni teknolojiye atlamış oluruz.

 

 

3-Fabrikasyon üretim ve birebir çoğaltma arasındaki farklar ve özellikler nedir? Ayrıca piyasada yeşil, mavi, gümüş CD adları ile ne anlamalıyız?

 

Bütün optik disklerde temel bir başka ayrım da Kaydedilebilir (recordable) disk ile kayıtlı olarak üretilen (pre-recorded) diskler arasındaki ayrımdır. Aslında görüntü olarak bunlar birbirlerine çok benzeseler bile teknik olarak çok farklıdırlar. Kayıtlı olarak üretilen bir diskte bilgi doğrudan plastik tabakaya işlenmiştir, sonradan silinemez, ekleme yapılamaz. Bu yöntem ile üretilen disklerde çukur(pit)ların geometrisi çok düzgündür, dolayısı ile okuyucu cihazlar okumamazlık edemez. Bu yönteme fabrikasyon üretim yöntemi (replication) diyoruz.

 

Kaydedilebilir disklerde ise bir veya daha fazla ışığa duyarlı tabaka vardır. Ve bilgi ışıkla bu tabakalarda çukurlar açmak suretiyle kayıt altına alınmış olur. Bu tabakalar reçine benzeri yumuşak tabakalardır, üstten de çizilseler bozulurlar, güneş ışığını görecek şekilde kalırlarsa kayıt yüzeyi deforme olur, kaydı okunamaz hale gelir ve en önemlisi ışık ile yakarak oluşturduğunuz çukurların geometrisi çok düzgün değildir, okuyucuların bir kısmı okuyabildiği halde ciddi bir bölümü de diski okuyamaz. Birebir çoğaltım yönteminin bir adı “Yakma-Burning” diğer adı da “duplication”dır.

 

O yüzden Fabrikasyon çoğaltım ile birebir çoğaltımda kalite farkı karşılaştırılamayacak kadar fazladır. Birisi (yani fabrikasyon çoğaltım) elinizde tuttuğunuz derginin baskı kalitesini ve nefasetini barındırırken diğeri (birebir kopyeleme) fotokopisi gibidir. Zaten bu yöntemleri kalitesi ile değil de ihtiyaçlara göre karşılaştırmak lazım gelir. Fabrikasyon yöntemde başlangıçta sabit maliyetler vardır ve fakat disk başına birim üretim maliyeti daha düşüktür. Birebir yöntemde sabit başlangıç maliyeti yoktur ama disk başına birim üretim maliyeti daha fazladır. Daha somut açıklayacak olursak yaklaşık olarak 1.000 adetten az üretimlerde birebir yöntem, 1.000 adetten fazla çoğaltımlarda fabrikasyon yöntem daha ekonomiktir.

 

Kaydedilebilir disklerdeki yeşil, mavi, gümüş ve benzeri renk farkları sadece kozmetik farklardır. Kalite ile doğrudan bir ilişkisi yoktur. Ancak kayıtlı üretilen disklerde ise sadece gümüş renk (çok az olmakla birlikte altın rengi de) kullanılır.

 

4-Üst Baskı;Teknolojisi ve uygulamaları konusunda neler söylersiniz?

 

 Üretilen CD ya da DVD’lerin üzerine farklı yöntemler ile baskı yapılabilmektedir. Birinci ve en yaygın yöntem serigraf baskı yöntemidir. İkincisi ve bizim SERA’da 2000 yılından beri kullandığımız daha gelişmiş bir yöntem de ofset baskı tekniğidir. Daha az kullanılan, pahlı olduğu için pek tercih edilmeyen bir başka yöntem de digital baskı yöntemidir.

 

5-Yapılacak işin baskıya uygunluğu ne demektir?

 

Diskin üzerinde basılmasını istediğiniz tasarım eğer düz zeminlerden, düz renklerden oluşuyor ise ve fotoğrafik öğeler içermiyor ise serigraf yöntem tercih edilmelidir. Çünkü serigraf tekniğinde nokta yoğunluğu düşük dolayısı ile noktalar daha iridir (40 lpc). Daha kalın bir boya tabakası oluşturur ve daha canlı daha doygun zeminler elde edilebilir.  Ama basılacak tasarımda fotoğrafik öğeler var ise ya da ince desenlerden oluşuyorsa ofsetin üstünlüğü tartışılmaz. SERA’da kullanılan susuz kalıp yöntemi ile ofset baskıda çok ince noktaların basılması mümkün olabilmektedir. Sıradan işlerde matbaa tekniğinde de kullanılan 70-90 lpc. Nokta yoğunluğu ile baskı yaparken, gerektiğinde 120 lpc. Nokta yoğunluğuna çıkabilmekteyiz.

 

6-Türkiye'de yıllık Cd,Dvd İmalat/İthalat miktarları nedir?hangi ülkelerle yapılmaktadır?

 

Ülkemiz kayıtlı disk üretiminde kendine yeten hatta yurt dışı pazarlara hizmet veren bir konumdadır. Bu alanda nadiren yurt dışından ithalat yoluna gidenler olsa da bunun nedenlerini ayrı bir zeminde tartışmak yerinde olur herhalde. Ülkemizde (çoğunluğu CD formatında olmak üzere) 100 milyondan fazla üretim kapasitesi olmakla beraber, sektör açısından pek de iyi geçmeyen 2006 yılı itibariyle kapasite doluluk oranının ortalama %60-70 mertebesini aşmadığını tahminen söyleyebilirim. Ülkemizde üretim olmadığından, kaydedilebilir disk ihtiyacımızın tamamının ithal edildiğini biliyoruz. Ancak buna net bir rakam vermek biraz güç, bu konuda sağlam bilgilere sahip olmamakla beraber yıllık 100 – 120 milyon civarında bir ithalatın gerçekleştiğini yine tahminen söyleyebilirim.

 

7-Son olarak Cd İmalatı, çoğaltması ve kopyalamasında müşterilerinizin  en çok dikkat etmesi gereken unsurlar nelerdir?

 

CD ya da DVD çoğalttırma niyetinde olan okuyucularınızın, öncelikle birebir mi yoksa fabrikasyon bir üretim mi satın almak üzere olduklarından emin olmaları gerekir. Böylece tam olarak neyi satın aldıklarını bilirler.

Bir diğer önemli nokta da yapım aşamasında telif haklarının gözetilmesinde dikkatli olunması gerekliliğidir. Artık pek çok şirket internet sayfaları ile olduğu kadar CD/DVD kataloglar ve tanıtım filmleri vasıtası ile gerek firma ve gerekse ürün/hizmet tanıtımı yapmaya çalışıyorlar. Ancak bütün bu tanıtıcı materyallerin hazırlanmasında kullanılan müzik, fotoğraf, video görüntüler, bilgisayar programları .. ve benzeri her türlü emtianın hak sahibinden izin almaksızın kullanılması telif haklarını ihlal etmek anlamına gelmektedir. Çoğunlukla şirketler bu hizmetleri ajanslardan alırlar, işler şirket dışında kotarılır ama bu durum şirket yöneticilerini vicdani ve yasal sorumluluktan kurtarmaya yetmemektedir. Özellikle son yıllarda en çok genişleyen ve cezai müeyyideleri en çok arttırılan alan Telif Hakları Hukukudur. Bu yüzden firmanız ile ilgili internet sayfasında, CD/DVD kataloglarda, tanıtıcı filmlerde, hatta aynı zamanda basılı emtia içerisinde kullanılan her türlü fikir ve sanat eserinin izninin (hem de yazılı izninin) alınmış olduğundan emin olmadan kullanmayınız.

 

Bu vesile ile Ofis Partner derginizin değerli okuyucularına saygılarımı sunar, sizlere de yayın hayatınızda başarılar dilerim.


Arşivden Haberler  
 
  • Format Savaşı - 04.04.2007
  • Ofis Partner Dergisinde yayınlanan röportaj - 04.04.2007


  • Sera Manyetik Bant Sanayi ve Ticaret A.Ş.